Kayıt ol

Eger sitemize yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Lütfen öncelikle Yardım kriterlerini okuyunuz. Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız. Üye olmayanlar forumumuzda hiçbir şekilde aktivite uygulayamaz; Konu açamaz, Mesaj yazamaz, Eklenti indiremez, Özel mesajlasamaz. Forumumuzu tam anlamıyla kullanmak için üye olabilirsiniz...

  • Konusunu Oylayın.: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Medineye Hicret


    5 Üzerinden | Toplam 0 Kişi
+ Yorum Gönder
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1
  1. #1
    Maximilyan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Administrator

    Durum
    Offline
    Üyelik tarihi
    Jan 2011
    Yaş
    27
    Mesajlar
    3.770
    Tecrübe Puanı
    10
    Sponsorlu Bağlantılar

    Standart Medineye Hicret

    Sponsorlu Bağlantılar
    HİCRET
    Bir yerden başka bir yere göç etmek.


    Hz. Peygamber (s.a.s) ve ashabının İslâm
    devletini kurmak üzere Mekke'den Medine'ye göç etmeleri.


    Rasûlullah Mekke'de tebliğ görevini
    sürdürürken Kureyşliler de inkârlarında diretiyorlardı. Peygamberimiz tebliğ
    görevini Mekke'nin dışına taşırmak istiyordu. Bu nedenle Taif'e gitti. Tâifliler
    de Kureyşliler gibi inkârcılıkta direnmişler ve Peygamberimizi taşa tutmuşlardı.
    Peygamberimiz onların bu cahilce hareketleri karşısında yılmamıştır. Özellikle
    hacc mevsiminde Mekke dışından gelen insanlarla görüşüyor onlara İslâm'ı
    anlatıyordu. Peygamberimiz bir gün Akâbe mevkiinde Medineli altı kişi ile
    karşılaştı. Onlara Kur'ân okudu ve İslâm'a davet etti. Medineliler
    Peygamberimizle konuştuktan sonra durumu kendi aralarında değerlendirdiler.


    "Yahûdilerin geleceğini bildikleri ve
    kendisiyle bizi korkuttukları peygamber bu olmasın" dediler. Yahûdilerden önce
    müslüman olmanın gereğine inanıp müslüman oldular.


    Medine'de bulunan Yahudiler bir
    Peygamber'in geleceğini biliyorlardı. Medinelilerle aralan açılan Yahudiler
    onlara "Bir Peygamber gönderilmek üzeredir. O Peygamber gelince biz ona tabi
    olacağız, İrem ve Âd kavimleri gibi sizin kökünüzü. kazıyacağız" diyorlardı.


    Akabe'de Müslüman olan Medineliler
    memleketlerine gittiklerinde bu durumu yakınlarına aktardıktan bir yıl sonra,
    daha önceki Müslümanlarla birlikte on iki kişilik bir topluluk Hacc için
    Mekke'ye geldi. Bunlar Peygamberimizle görüştü ve "hırsızlık yapmamak, zina
    etmemek, çocukları öldürmemek, iftira etmemek, Allah ve Rasûlüne muhalefette
    bulunmamak hususunda" peygamberimize söz verip bey'at ettiler.


    Peygamberliğin onüçüncü yılında Medineli
    müslümanlardan yetmiş iki kişilik bir grup hacc için Mekke'ye geldiler.
    Peygamberimizle Akabe mevkiinde görüşmek üzere toplandılar.


    Hz. Peygamber (s.a.s), amcası Abbas'la
    birlikte Akabe'ye geldi. Abbas henüz müslüman olmamıştı. Ebu Talib'in vefatından
    sonra peygamberimizle daha çok ilgilenmeye başlamıştı. Bu ilgi kabile bağından
    ileriye gitmiyordu. Toplantıda ilk konuşmayı Abbâs yaptı; "Ey Hazrec topluluğu,
    bu benim kardeşimin oğludur. Benim yanımda insanların en sevgilisidir. Siz onu
    tasdik ediyor onun getirdiklerine inanıyor ve kendisini alıp götürmek
    istiyorsanız, sizden bu hususta beni tatmin edici bir söz almak isterim. Siz ona
    vereceğiniz sözü yerine getirebilecek ve kendisini muhaliflerinden koruyabilecek
    misiniz? Bunu gereği gibi yaparsanız ne iyi; yok eğer Mekke'den çıktıktan sonra
    kendisini yardımsız bırakacak rüsvay edecekseniz şimdiden bu işten vazgeçiniz,
    onu bırakımı. Yine kavmi arasında ve yurdunda izzet ve şerefiyle korunmuş olarak
    yaşasın."


    Hz. Abbas'tan sonra Hz. Peygamber (s.a.s)
    konuştu. Bundan sonra Medineli müslümanlar düşüncelerini şöylece açıkladılar:
    "Allah'tan getirdiklerine bilerek ve inanarak sana bey'at ediyoruz. Biz,
    Rabbımıza bey'at ediyoruz Allah'ın kudret eli ellerimizin üzerindedir.
    Kendimizi, oğullarımızı, kadınlarımızı esirgeyip koruduğumuz şeylerden seni de,
    esirgeyip koruyacağız. Eğer bu ahdimizi bozarsak, Allah'ın ahdini bozan,
    yaramaz, bedbaht insanlar olalım. Ya Rasûlallah! Biz ahdimizde sadıkız".


    Peygamberimiz iki şart ileri sürdü, "Rabbim
    için şartım: O'na hiç bir şeyi ortak koşmamanız yalnız O'na ibadet etmeniz,
    kendinizi, çocuklarınızı, kadınlarınızı esirgeyip koruduğunuz şeylerden, beni de
    esirgeyip korumanızdır" buyurdu. Medineliler: "Böyle yaptığımız zaman bizim için
    ne var" dediler. Allah Rasûlü de: "Cennet var" buyurdular. Medineliler "bu kârlı
    alış veriştir" deyip Allah Rasûlüne bey'at ettiler.


    Mekke müşrikleri Akabe bey'atlarıyla ilgili
    haberi alınca Allah Rasûlünü Mekke dışına çıkarmamak için önlemler almaya
    başladılar. Bir müddet sonra peygamberimiz müslümanların Medine'ye hicret
    etmelerine izin verdi. İlk olarak Cahşoğulları hicret ettiler. Bunlardan sonra
    Hz. Ömer hicret için önce silahını kuşandı, Kâbe'yi tavaf etti. Çevrede bulunan
    müşriklere de hicret etmekte olduğunu bildirdi. "Anasını ağlatmak karısını dul
    bırakmak isteyen varsa beni izlesin" diyerek büyük bir grup sahabe ile birlikte
    hicret etti."


    Hz. Ömer'den sonra Hz. Hamza ve diğer
    müslümanlar hicret ettiler.


    Hz. Ebû Bekir de hicret etmek istiyordu
    ancak, Peygamberimiz ona "acele etme, belki Allah sana bir arkadaş bulur"
    diyerek beklemesini söyledi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir iki deve satın alıp,
    hicret edeceği günü beklemeye başladı.


    Kureyşliler müslümanların Medine'de
    tutunduklarını görünce telaşa düştüler. Peygamberimizin hicretine engel
    olabilmek için Darü'n-Nedve adı verilen meclis binasında toplandılar. Çeşitli
    fikirler ve düşünceler ileri sürerek sonuçta Ebû Cehil'in düşüncesinde karar
    kıldılar.


    Ebu Cehil, her kabileden bir delikanlının
    seçilmesini, bunların hep birlikte Peygamberimizi öldürmelerini teklif etti.
    Böylece Abdi Menâçoğullarının bütün kabilelerle çarpışamayacağını, kan
    davasından vazgeçeceklerini bildirdi.


    Onlar bu tip hileler düşünürlerken
    Peygamberimiz Hz. Ebû Bekir'in evine vardı. Allah'ın kendilerine hicret iznini
    verdiğini bildirerek yol hazırlıklarına başlanıldı. Mekkelilere ait bazı
    emanetlerin sahiplerine teslim edilmesi ve müşrikleri yanıltmak amacıyla Hz.
    Ali'ye Peygamberimizin evinde kalması emredildi.


    Gecenin geç vaktinde müşrikler
    Peygamberimizin evini kuşattılar. Allah Rasûlü Kur'ân okuyarak Allah'a sığınmış
    böylece müşriklerin arasından görünmeden geçmiştir. Bir müddet sonra müşrikler
    Peygamberimizin yatağında yatanın Hz. Ali olduğunu görünce hayrete düşmüş ve
    tuzaklarının boşa gittiğini anlamışlardır.


    Rasûlullah (s.a.s) Hz. Ebu Bekir'le
    birlikte Sevr Dağı'na doğru yol alıp Hıra mağarasına gizlendiler. Bu dağ Medine
    tarafında değil, Cidde tarafında Mekke'nin kuzey batısında yer alıyordu.
    Müşrikleri şaşırtmak için de böyle bir yola başvurulmuştu.


    Müşrikler hz. Ali'yi ve Hz. Ebû Bekir'in
    kızı Esma'yı sıkıştırmış fakat bir şey öğrenememişlerdir. İz sürenleri yanlarına
    aldılar; dağ, tepe demeden her tarafı aradılar. Bir ara mağaranın ağzına kadar
    geldiler, mağaranın önüne bir güvercinin hemen Rasûlullah'ın oraya girmesinden
    sonra yuva yaptığını, örümceğin ağ örttüğünü görünce Allah Rasülünün mağarada
    gizlenmesinin mümkün olabileceğini düşünemediler. Elleri boş olarak geri
    döndüler.


    Hz. Peygamber (s.a.s) ile Hz. Ebu Bekir bu
    mağarada üç gün kaldılar. Hz. Ebu Bekir'in oğlu Abdullah ve kızı Esma onlara
    yemek taşıdılar. Hz. Ebu Bekir'in çobanı da koyunlarını Abdullah'ın geçtiği
    yerlere sürerek izlerini silmeye çalıştı. Yol Kılavuzu Uraykıt Peygamberimiz ve
    Hz. Ebubekir'in bineceği develeri getirdi. Peygamberimiz devenin ücretini Ebu
    Bekir'e ödeyerek yola koyuldular. Yolculukta geceleri yol alıyor, gündüzleri
    gizleniyorlardı.


    Kureyşliler, Peygamberimizi bütün
    uğraşlarına rağmen bulamayınca şaşkına döndüler. Onu bulana yüz deve
    vereceklerini vadettiler. Bu ödül herkesi heyecanlandırdı. Yüz deveye sahip
    olabilme ümidiyle her tarafı aramaya başladılar. Her yöne haberciler gönderildi.
    Bu habercilerden birisi de Süraka'nın yurduna gelmişti. Onlar da Allah Rasûlünü
    bulabilmek ve yüz deveye sahip olabilmek için fırsat kolluyorlardı. Bir gün
    adamın birisi üç kişilik bir yolcu kabilesinin gitmekte olduğunu gördü. Bunu bir
    toplulukta anlattı. Süraka uyanık bir kimse idi. Adamı yanıltmak ve sözü kesmek
    için onlar falancalardır dedi. Adam da kesin bir şey bilmediğinden susmak
    zorunda kaldı. Bunun üzerine Süraka evine geldi. Atını ve oklarını hazırladı.
    Belirtilen yöne doğru hızla yol almaya başladı. Süraka kısa bir müddet sonra
    Peygamberimiz ve Hz. Ebû Bekir'e yetişti. Onlara "bugün seni benden kim
    kurtarabilir" diye bağırdı. Peygamberimizin duasıyla Süraka'nın atının ön
    ayakları kuma gömüldü. Böylece Allah bu kutsî Medine yolculuğunda Rasûlünü
    yalnız bırakmamış ve onu tehlikelere karşı bir kez daha korumuştu.


    Atının kuma gömülmesi sonucunda gerçeği
    anlayan Süraka affını rica etti. Peygamberimiz de ona dua ederek affetti. Süraka
    minnet altında kalmak istemiyordu. Peygamberimize ikramda bulunmak istiyordu.
    Peygamberimiz de onun hiç bir ikramını kabul etmek istemedi. İkramının kabul
    edilebilmesi için müslüman olmasının gerektiğini öğrendi ve müslüman oldu.


    Kureyş'in vadettiği yüz deveye sahip olmak
    isteyenlerden birisi de Büreyd idi. O da kendi kabilesinden yetmiş atlı ile yola
    çıkmış, Peygamberimize yetişmişti. Ancak bütün gayretlerine rağmen muvaffak
    olamamış sonuçta Büreyd'e İslâm tebliğ edildi. Büreyd ve yanındakiler müslüman
    oldular. Büreyd, peygamberimizin Medine'ye bayraksız girmesinin uygun
    olmayacağını düşünerek, başından sarığını çıkardı, mızrağının ucuna bağladı,
    böylece Medine'ye kadar Peygamberimizin bayraktarlığını yapmış oldu.


    Peygamberimizin Mekke'den çıktığını duyan
    Medine'deki müslümanlar yolları gözlüyorlardı. Her gün güneşin doğumundan önce
    Harra mevkiine çıkıyorlar, sıcak bastırıncaya kadar bekliyorlardı. Bir gün
    Yahudi'nin birisi bir işiyle ilgili olarak yüksek bir kuleye çıkıp etrafı
    gözetlemeye başlamıştı. Peygamberimizin ve arkadaşlarının gelmekte olduğunu
    gördü. Kendisini tutamayarak heyecanla " ey Arap topluluğu! İşte nasibiniz,
    devletliniz, beklediğiniz ulu kişiniz geliyor" diyerek Rasûlullah'ın geldiğini
    onlara haber verdi.


    Medineliler yollara dökülüp Peygamberimizi
    karşıladılar. Peygamberimiz burada bir müddet kaldı ve Kuba Mescidi'ni inşa
    ettirdi. Hz. Ali de Kuba'da Rasûlulah'a yetişti.


    Süheyb b. Sinan da hicret etmek için yola
    çıkmıştı. Kureyşliler onun yolunu çevirdiler, göndermek istemediler. Süheyb,
    biriktirdiği bütün serveti Kureyşlilere bırakmak şartıyla yoluna devam etti.


    Peygamberimiz bir kaç gün sonra Medine'ye
    hareket etti. Hareketinden önce Neccâroğullarına kendisini Medine'ye götürmeleri
    için haber gönderdiği de rivayet edilmektedir. Abdulmuttalib'in annesi
    Neccaroğullarının kızıydı. Dolayısıyla Neccaroğulları Abdulmuttalib'in dayıları
    oluyordu.


    Neccaroğulları Peygamberimizi Medine'ye
    götürdüler. Halk Peygamberimizi ağırlamak için can atıyordu. Allah Rasûlü hiç
    kimseyi kırmak istemiyordu. " Devenin yolunu açınız. Nereye çökeceği ona
    buyrulmuştur" diyordu. Deve boş bir araziye çöktü. Peygamberimiz bu araziye
    akrabalarından kimin evinin yakın olduğunu sordu. Böylece Neccaroğularından Ebu
    Eyyûb El-Ensâri'nin evine misafir oldu.


    Hz. Peygamber (s.a.s)'in Medine'ye gelişi
    Medineli mü'minleri büyük bir sevince boğdu.


    Bütün mü'minler, evlerinin damına çıkmış;
    gençler ve hizmetçiler yollara dökülmüşler "Yâ Rasûlallah! Yâ Muhammed! Yâ
    Rasûlallah!" diyerek bağırıyorlardı. (Müslim, Sahih, VIII, 237). Çocuklar ve
    hizmetçiler, yollarda ve damlarda "Rasûlullah geldi! Allahû ekber! Muhammed
    geldi! Allahû ekber! Muhammed geldi! Allahu ekber, Muhammed geldi! diyorlar,
    Habeşliler de, sevinçlerinden kılıç kalkan oynuyorlardı (Ebû Davud Sünen, II,
    579)


    Kadınlar ve çocuklar, hep bir ağızdan:
    "Vedâ tepelerinden dolunay doğdu bize! Allah'a yalvaran oldukça, şükür etmek
    gerekir halimize, Ey bize gönderilen Peygamber! Sen boyun eğmemiz gereken bir
    emr ile geldin bize" diye şiirler okuyorlardı (Semhudî, Vefaü'l-Vefa, I,187,
    Halebi insanü'l-Uyun, II, 58).


    Berâ' b. Âzib: "Peygamber (s.a.s) Medine'ye
    gelince, Medinelilerin Rasûlullah'a sevindikleri kadar hiç bir şeye
    sevindiklerini görmedim demiştir.


    Enes b. Mâlik de: "Ben, Rasûlullah'ın
    Medine'ye girdiği günden daha güzel, daha parlak bir gün görmedim" der (İbn
    Sâ'd, Tabakat, I, 233, 234).


    Rasûlullah Medine'ye varınca mü'minlerin
    her biri kendi evinde ağırlamak istediler ve bu konuda yarışırcasına hareket
    ettiler. Rasûlullah'ı misafir edebilmek için devesinin önüne geçiyorlardı.
    Efendimiz onlara "Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği ona emir buyurulmuştur"
    diyordu (Semhûdî-Vefâü'l-Vefâ, I,183).



    TARIHTE HICRET: HZ. İBRAHIM (A.S)'IN HICRETI:


    Hz. İbrahim, kendi kavmine Allah'ın dinini
    anlatmada hiç bir engel tanımamış, Nemrut'un zorbalığına boyun eğmemiş, bir bir
    işkencelere maruz kalmasına rağmen yolundan dönmemiştir. Fakat O'nun bütün
    gayretleri bir netice doğurmamış ve toplumunu küfür bataklığından çekip
    almamıştır. Artık netice belli olmuştur; kavmi kendi doğrultusunda gitmektedir.
    Hz. İbrahim de tevhid üzere yoluna devam etmektedir.


    Hz. İbrahim kavminin iman etmesine imkân ve
    ihtimal kalmadığını anlarınca, sapıklık ve küfür diyarından uzak kalmak
    amacıyla, her şeyiyle yalnız Allah'a kulluk edebilmek için hicret etmiştir
    (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, II, 1437).


    Hz. Peygamber (s.a.s) de şöyle buyurmuştur:
    "Her kim diniyle bir yerden bir yere hicret ederse, gittiği yer bir karşı yer de
    olsa Cennet'te İbrahim ve Muhammed (s.a.s) onun arkadaşı olur."



    ASHAB-I KEHF'IN HICRETI:


    Batıl düzenler, gerçekten Hakk'a inananlara
    hayat hakkı tanımak istemezler. Onlar gerektiğinde bütün zulüm mekanizmalarını
    inananların aleyhine çalıştırmaktan geri durmazlar. Çünkü, yarasanın ışıktan
    ürktüğü gibi, onlar da inananların gerçekleri ve mutlak doğruları gözleri önüne
    sermeleri böylece kendi menfaatlerinin ortadan kalkmasından, ilahlık davalarının
    sahteliğinin ortaya çıkmasından, sömürü çarklarının durmasından endişelenirler,
    korkarlar. Tarih boyunca inananlara zâlim düzenler eliyle yapılan zulüm, baskı
    ve şiddetin asıl nedeni budur. Bugün yeryüzünün her bölgesinde müslümanlar
    üzerindeki baskı ve terör bundan kaynaklanmaktadır.


    Kur'ân-ı Kerîm Ashab-ı Kehf'ten: "Rablerine
    inanan gençler" (el-Kehf, 18/13) olarak söz etmektedir. Bunun üzerine; "Allah da
    onların hidayetlerini artırmıştı". Ashab-ı Kehf'in, kavimleri Allah'tan başka
    tanrılara taptıkları için onlardan uzaklaşmalarını Kur'ân övgüyle anlatmaktadır.
    Onlar bu davranışlarıyla doğru yolu bulman ve Allah'ın rahmetine kavuşmayı gaye
    edinmişlerdi.


    "... Şunlar, şu bizim kavmimiz, Ondan (Allah'dan)
    başka tanrılar edindiler. Bunların üzerine bari açık bir delil getirseydiler ya?
    Artık yalan yere Allah 'a karşı iftira edenlerden daha zâlim kimdir?"
    dediklerinde, onların kalplerini (sabır ve sebat ile hakka) bağlamıştık."


    (Birbirlerine şöyle demişlerdi):


    "Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka
    tapmış olduklarından ayrıldınız, o halde mağaraya (çekilip) sığının ki; Rabbiniz
    size rahmetinden genişlik versin, işinizden de size fayda hazırlasın " (el Kehf,18/
    14,16) Böylece onlar, zâlim bir toplum içinde yaşayıp, dinlerini açığa
    vuramamaktansa mağaraya çekilip orada inançlarını yaşamayı tercih etmişler ve
    son derece az oldukları için, mevcut düzene karşı duramayacaklarını anlamış
    bulunuyorlardı.



    HABEŞISTAN'A HICRET:


    İslâm'ın ilk yıllarında, sahabîlerin önemli
    bir kısmına ve özellikle zayıf ve kimsesizlere, "Rabbiniz Allah'tır" demeleri
    nedeniyle sayısız zulümler uygulanıyor, dinlerinden vazgeçirmeleri için onlara
    büyük baskılar yapılıyordu. Peygamber Efendimiz, sayıları yüzü bulan sahabiye
    Habeşistan'a hicret etmelerini tavsiye etti. Orada kendilerini himaye edecek iyi
    niyetli bir hükümdarın varlığından söz etti. Bunun üzerine Habeşistan'a iki defa
    hicret edildi.


    Mekke o sıralarda gerçekten İslâm gibi
    eşsiz, tevhide dayalı yüce bir inanç ve hayat düzenini kabul edenler için ağır
    şartları bulunan bir ortamdı. Habeşistan'da da İslâmî bir düzenin varlığından
    söz edilemezdi ama. en azından orada dini hürriyet vardı ve zulüm yoktu. Diğer
    taraftan İslâm ülkesi diyebileceğimiz bir yerin de varlığı söz konusu değildi.
    Henüz böyle bir teşebbüse girebilmek için gerekli şart ve imkanlardan da
    müslümanlar tamamıyla mahrum bulunuyorlardı. Bu nedenle Dârü'l- Küfr olan
    Mekke'yi bırakıp Darü'l-Emin (güven ülkesi)'e göç için bir izin verilmiş
    oluyordu...



    HICRETIN HÜKMÜ:


    Kur'ân'ın bir çok âyeti hicretten, hicretin
    gereğinden, hicret edenlerden ve etmeyenlerden... söz eder.


    Hicretin ne denli önemli olduğuna şu
    âyetler gayet açık bir şekilde işaret etmektedir:


    "Öz nefislerinin zâlimleri olarak canlarını
    alacağı kimselere melekler derler ki: "Ne işte idiniz?" Onlar: "Biz yeryüzünde
    dinin emirlerini uygulamaktan aciz kimseler idik" derler. Melekler de: "Allah'ın
    arzı geniş değil miydi? Siz de oradan hicret etseydiniz ya" derler. İşte onlar
    böyle. Onların barınakları Cehennemdir. O ne kötü bir yerdir. Erkeklerden,
    kadınlardan, çocuklardan zayıf ve acz içinde bırakılıp da hiçbir Çareye gücü
    yetmeyen ve (hicret) için bir yol bulamayanlar müstesna" (en-Nisâ, 4/97, 98).


    Bu âyetlerin iniş sebebi hakkında İbn Abbas
    (r.a) şunu nakletmektedir:


    "Peygamber (s.a.s) zamanında bazı
    müslümanlar müşriklerle birlikte durup onların sayılarının artmalarına neden
    oluyorlardı. (savaş sırasında) ok, onlardan bazılarına isabet edebiliyor veya
    boynu vurulup öldürülebiliyordu. Bunun üzerine bu ayetler nazil oldu. Yine İbn
    Abbas (r.a.)'ın rivayet ettiğine göre; bir kısım Mekkeliler İslâm'a girmiş,
    fakat müslümanlıklarını açığa vurmamışlardı. Bedir savaşı gününde müşrikler
    onları da beraberlerinde savaşa götürdüler ve bazıları bu savaşta öldü.
    Müslümanlar bunun üzerine: "Bizim arkadaşlarımız müslüman idiler, savaşa zorla
    sokuldular" deyip, onlara Allah'tan mağfiret dilediler. Bunun üzerine bu âyetler
    nazil oldu" (İbn Kesîr, Tefsiru'l-Kur'âni'l-Azim, I, 542).


    Demek ki mü'minler, bu gibi durumlarda "biz
    İslâm'ı ayakta tutamayacak kadar zayıf kimseler idik" demekle kendilerini
    kurtaramayacaklardır. Çünkü bunlar İslâm'ı tamamiyle yaşayabilmek için herhangi
    bir teşebbüste bulunmamışlar ve böylece "kendilerine zulm etmişlerdir" fakat,
    gerçekten hicret edemeyecek durumda bulunan zayıf kimseler bundan müstesnadır.


    Bu âyetler, müşrikler arasında bulunup da
    dinini ayakta tutamayan herkesi kapsamaktadır. Hicret edebilecek durumda olup da
    hicret etmeyenlerin, kendi nefislerine zulmetmiş oldukları ve bu ayetin hükmüne
    göre, haram işledikleri icmâ ile kabul edilmiştir (İbn Kesîr Tefsîr, I, 542). Bu
    hüküm kıyamete kadar bakîdir ve genel bir hükümdür. Herhangi bir durum onu,
    dinini yaşayabileceği, inancının gereklerini yerine getirebileceği Darü'l-İslam'a
    hicret etmekten alıkoymaz.


    Hanbelî hukukçulara göre bir kimsenin,
    Darü'l- Harp'te dinini açığa vurup yaşayabiliyor bile olsa, müslümanların
    sayısını çoğaltmak ve cihada katılabilmek için Dârü'l-İslâm'a hicret etmesi
    sünnet olur. Hanefi mezhebinde ise küfür diyarından İslâm diyarına hicret etmek
    vaciptir. Şâfiîlerden el-Mâverdî'ye göre de, müslüman herhangi bir küfür
    beldesinde dinini açığa vurabiliyorsa, orası onunla Daru'l-İslâm olmuş olur.
    Orada durmak, hicret etmekten daha iyidir. Çünkü böylelikle kendisinden
    başkalarının,da İslâm'a girmeleri umulabilir. Ancak el-Mâverdî'nin bu görüşüyle,
    konu ile ilgili olarak Darü'l-Harp'ta kalmayı haram kılan ayet ve hadisler
    arasındaki aykırılık açıktır. Hicret hükmü, Darü'l-Harp'te müslüman olup oradan
    uzaklaşabilecek güçte olan herkes için geçerlidir (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr,
    VIII, 28, 29). Darü'l-Harp'ten hicret etmenin, herhangi bir ma'siyetin işlenmesi
    veya herhangi bir emrin yerine getirilmemesi veya İslâm devlet başkanının
    istemesiyle vacip olacağı konusunda icmâ' vardır (eş-Şevkânî, a.g.e., VIII, 29).


    Kişi "ben hicret edeceğim ama, gideceğim
    yer tanımadığım, yabancısı olduğum bir yerdir. Acaba orada geçimimi
    sağlayabilecek miyim? Sonra ne zaman geleceği bilinmeyen ölüm, beni yolda
    yakalarsa hicret etmiş sayılabilir miyim..." gibi bir takım düşünceleri içinden
    geçirebilir. Ancak bunlar yersiz düşüncelerdir. Çünkü: "Kim Allah yolunda hicret
    ederse, yeryüzünde gidecek, barınacak bir çok yerler bulur, genişlik de bulur.
    Kim evinden Allah ve Rasûlüne muhâcir olarak çıkıp da sonra yolda ölürse, onun
    mükâfatı Allah'a aittir (en-Nisâ, 4/100). Bu bakımdan ne rızık endişesi ne de
    "yolda ölüm" düşüncesiyle farz olan hicretten geri kalamaz.


    Yeryüzü iman-küfür mücadelesinin alanıdır.
    Bu mücadelede kimi zaman iman bazan da küfür egemen olmuştur. Mü'minler İslâmî
    kimliklerini yitirdikleri, imanî zaaflara düştükleri, İslâmi ilimlerin yeterince
    tahsil edilmediği ve cehaletin yaygınlaştığı dönemlerde küfür İslâm'a gâlib
    gelecektir. İslâmî ilimlerin çok iyi bilindiği, İslâm'ın yaşandığı, imanın kalb
    atışlarında bile hissedildiği dönemlerde ise kuşkusuz İslâm egemen olacaktır.


    İslâm'ın ve küfrün egemenliği ya da şeytana
    zaman zaman fırsat verilmesi insanın ve yeryüzünün kanunu hükmündedir.
    Dolayısıyla mü'minler İslâm'ın egemen olmadığı toplumlarda yaşama durumunda
    kalabilirler. Bundan dolayı hicret zaman zaman gündeme gelebilir. Hicret dönemi
    asla kapanmaz, Mekke'nin de fethinden sonra hicret gündeme getirilemez; hicret
    tarihin belirli bir dönemine ait bir olay değildir. Hicret süreklilik arzeder ve
    kıyamete kadar kaimdir.


    Mekke'nin fethedildiği gün Abdurrahman b.
    Safvan (r.a) babasını getirerek, Rasûlullah'a babasının da hicret sevabından
    payını almasını istediğini bildirdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: "Artık
    hicret yoktur" diye cevap verir. Rasûlullah'ı bu konuda yumuşatmak amacıyla,
    amcası Hz. Abbâs'ın yanına gider ve bu konuda kendisine yardımcı olmasını ister.
    Hz. Abbâs .(r.a), Peygamber (s.a.s)'e "Allah aşkına kabul et" derse de, Hz.
    Rasûlullah şu cevabı verir: " Amcamın yeminini yerine getiririm, ama hicret
    yoktur" Hadîsin râvilerinden olan Yezid b. Ziyâd: "Halkı İslâm'ın egemenliği
    altına girmiş bulunan bir yerden hicret edilemez, demek istiyor" diye hadisi
    açıklamıştır (İbn Mace Keffâret).


    Burada görüldüğü gibi Mekke'den hicret
    etmek artık söz konusu değildir. Çünkü, hicretten maksat gerçekleşmiş bulunuyor.
    Artık Mekke'nin kendisi fethedilmek suretiyle Darü'l-İslâm olmuş ve İslâm'ın
    bütünüyle hayata yansıyacağı bir yer haline gelmiştir. Allah'tan başka hiçbir
    varlığın hâkimiyetinden söz edilemeyecektir.


    Diğer bir kısım hadislerde ise, hicretin
    sürekliliğinden söz edilmektedir:


    "Kâfirlerle savaşıldıkça hicretin sonu
    gelmeyecektir (eş-Şevkânî a.g.e., VIII, 27). "Hicretten sonra hicret olacaktır.
    Yeryüzünün en hayırlıları, Hz. İbrahim'in hicretini kendisine örnek alanlardır"
    (Ebû Davûd, Cihad).


    Bu hadislerden anlaşıldığına göre, İslâm
    hâkim olduğu bir yerden hicret etmenin farz veya vâcib olması söz konusu
    değildir. Ancak Darü'l-Harb'den Darü'l-İslâm'a hicret etmemin vucûbu kıyamete
    kadardır. Ebu Bekr İbnü'l-Ara



Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sabit Etiketler

Ne,Nedir,Hakkında bilgi,haberler,ensonhaber,eğitim

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 14:30.
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250