Kayıp Kıtamız Mu Kıtası Hakkında Bilgi

James Churchward'ın Mu'dan göçenlerin diğer kıtalara nasıl dağıldığını açıkladığı harita,Kayıp Kıta Mu,yıl 1931 (20. Yy.).

Anlam Bakımı:Mu (Kıtası),Büyük Okyanus'ta yer aldığı ve 14 bin yıl önce battığı iddia edilen efsanevi batık kıta.

BULGULAR
İlk olarak İngiliz Albay ve gezgin James Churchward'ın Tibet'te yaptığı araştırmalara dayanan ve bunlarla ilgili olarak yazdığı 4 adet kitabına konu edilmiştir.Churchward,Tibet tapınaklarında bulduğu yazı tabletlerini oradaki rahiplere tercüme ettirerek elde ettiğini açıkladığı efsaneye göre Büyük Okyanus'ta,Asya kıtası ve Amerika kıtası arasında ve Avustralya'nın iki katı büyüklüğünde bir kıta olduğunu anlatır.
MU KITASI VARSAYIMININ BİLİMDEKİ KABUL DERECESİ
Bilim çevrelerinde levha tektoniği konusundaki bilgi birikimine dayanarak Mu'nun da Atlantis gibi bir efsane olduğu konusunda görüş birliği vardır.Levha tektoniğine göre kıtaları oluşturan SiAl (silisyum/alüminyum) kayalar,okyanus diplerini oluşturan SiMg (silisyum/magnezyum) kayalar üzerinde "yüzerler".Büyük Okyanus dibinde Mu kıtasını kanıtlayacak herhangi bir SiAl kayaya rastlanmamıştır.İlk kez James Churchward tarafından ortaya atılan,geçmişte üzerinde ileri bir uygarlığın bulunduğu,Pasifik Okyanusu’nda bir kıtanın varlığı konusundaki görüş,çeşitli belge ve bulgular mevcut olmakla birlikte,henüz arkeologlar arasında yaygınlık kazanmamış bir görüştür.Çin'e ve çevre adalara kaçanların kitabelerinde "Kıtamız battı,biz de buraya kaçtık" yazmaktadır. Bu yazılı kayalar 14 bin yıllıktır,c14 karbon testleriyle sabittir.Türkler'in de Mu Kıtasından geldiği söylentileri de varsayım olarak eklenmiştir.Mu Kıtası,M. Kemal Atatürk'ün talimatıyla kurulan bir ekip tarafından araştırılmıştır.Deniz dibinden bulunan kalıntılara Karbon testleri yapılmıştır.
CHUCWARD'IN İDDİASI
Churchward'ın iddia ettiğine göre Mu uygarlığını araştırmasına başlaması, Batı Tibet'teki,adını vermediği gizli bir tapınağın arşivlerinde bulunan, çok eski bir dilde yazılmış olan Naacal Tabletleri'ni okumasıyla başlamıştır.Söylediğine göre,bu tabletleri okuyabilme becerisini de yine o tapınakta bulunan bir Tibet rahibinden öğrenmiştir.Churchward sonraki yıllarda,mineralog ve arkeolog olan Dr. William Niven tarafından Meksika'da ortaya çıkarılan tabletler üzerinde çalışmıştır. Çin'e, Hindistan'a, güney asya ülkelerine ve çevre adalara kaçanların kitabelerinde kıtamız battı, biz de buraya kaçtık yazmaktadır. Bu yazılı kayalar 14 bin yıllıktır, c14 karbon testleriyle sabittir.
Churchward'a göre,Mexico City yakınlarında 1921–1923 yılları arasındaki kazılarda keşfedilen bu 2600 tablet,Tibet'te öğrendiği Naga-maya dilinde yazılmıştı.Churchward'a göre bu tabletler 12.000 yıldan daha eskiydi.
VARSAYIMI SAVUNANLARIN GÖRÜŞLERİ
Yaklaşık 50 yıl boyunca 20’den fazla ülkeye giderek Mu uygarlığı hakkında veri toplayan James Churchward’un ve Mu varsayımını destekleyenlerin Mu uygarlığı hakkındaki görüşleri kısaca şöyle özetlenebilir:
Yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta Mu kıtasıdır.
Mu kıtası kuzeyden güneye 3000 mil, doğudan batıya 5000 mil kadar uzanan,üç kara parçasından oluşan büyük bir kıtaydı.Günümüzde Polinezya, Mikronezya ve Melanezya takımadalarını oluşturan adalar, muhtemelen bu kıtadan arta kalan kara parçalarıdır.
Bu kıta, kıtanın altında yer alan gaz odacıklarının patlamalara yol açması nedeniyle, yaklaşık 12.000 yıl önce 64 milyon nüfusuyla birlikte sulara gömülmüştür.Bu kıtada 70.000 yıl önce tek tanrılı bir din bulunuyordu.Aynı tarihlerde Mu'lular diğer kıtalarda koloniler oluşturmaya başlamışlardı ki,anavatan dışındaki en büyük imparatorluk,başkenti günümüzde Gobi Çölü’nün uzandığı bölgede bulunan Uygur İmparatorluğu’ydu.Mu dininin öğretimini Naakaller adı verilen rahipler üstlenmişlerdi ve sembolizme dayalı bir öğretimleri vardı.Mu dininin esası, Tanrı’nın tek oluşuna ve ruhsal gelişim için sürekli olarak tekrar doğmak inanışına dayanıyordu.Atlantis’teki din Mu’nun tek tanrılı dininden başka bir şey değildir.
"Ra" sözcüğü güneş anlamına gelirdi ki, daire ile ifade edilen güneş sembolü, bir ad ve sıfat vermek istemedikleri, "O" diye hitap ettikleri Tek Tanrı'yı simgelemede kullanılırdı; Mu imparatoru da “Mu’nun güneşi” anlamında Ra-Mu adıyla ifade edilirdi. Ra sözcüğü sonradan diğer kıtalara ve Atlantis yoluyla Mısır'a da taşınmıştır.Dört ırktan oluşan Mu'lularda yazı dilleri farklı olmakla birlikte,konuşma dilleri ortaktı..
Mu'lular günümüz uygarlığına kıyasla manevi alanlarda çok daha ileriydiler.Telepati,durugörü,çift bedenlenme, astral seyahat gibi, uygarlığımızda ancak kimi medyumlarda ve mistiklerde görülebilen olağanüstü yetenekler Mu'lularda olağan yetenekler olarak mevcuttu.(Bu,Churchward’un değil, bazı izleyicilerinin görüşüdür).
Mu uygarlığının en önemli çöküş nedeni, teşevvüş adı verilen, bir aşamadan diğerine geçilirken yaşanan kargaşa dönemini atlatamamasıdır.(B.Ruhselman’a göre)
Genelde bu iddiaların herhangi birini destekleyecek arkeolojik veya antropolojik bulgu bulunmamaktadır. Mu dinine, kolonilerine (örneğin Uygur İmparatorluğu kolonisi fikri) ve Mu kıtasının nasıl battığına ilişkin iddialar Mu varsayımını savunanlar arasında da genel geçer kabul görmemiştir ve farklı düşünceler mevcuttur.
Gizemli Atlantis
Anlam Bakımı:Atlantis (Yunanca Ἀτλαντὶς νῆσος,"Atlas'ın adası", Platon'un Timæus ve Critias kitaplarında bahsettiği efsanevi batık bir kıta ve uygarlık.

HİKAYE'NİN BAŞLANGICI
Platon'a göre Atlantis, "Herkül Sütunları'nın ötesinde" yer alan,Batı Avrupa ve Afrika'nın birçok kısmını fetheden ve Solon'un zamanından 9,000 yıl önce (yaklaşık M.Ö.9500) Atina'yı fethetmeye çalışan,ancak başarılı olamayıp bir gecede okyanusa batan bir uygarlıktır.Platon'un diyaloglarında gömülü bir hikâye halinde olan Atlantis,genellikle Platon tarafından kendi politik teorilerini anlatmak için yaratılmış bir efsane olarak görülür.Birçok akademisyen için Atlantis hikâyesinin amacı belirgin olmasına rağmen,Platon'un hikâyesinin ne kadarının eski hikâyelerden derlendiği bir tartışma konusudur.Bazı akademisyenler Platon'un hikâyeyi Thera yanardağ patlaması veya Troya Savaşı'ndaki bazı öğelerle oluşturduğunu savunurken,bazıları ise M.Ö. 373'te gerçekleşen Helike'nin yıkımı veya M.Ö. 415-413 yılları arasında gerçekleşen Atina'nın başarısız Sicilya işgali gibi olaylardan esinlendiğini savunurlar.M.Ö. 421 yılında Sokrates'in evindeki bir Felsefe sohbetinde Atinalı devlet adamı Kristias, dedesi Dropides'in kendisine naklettiği efsaneyi hikâye eder.Hikayeyi dede Dropides'e nakleden ünlü Yunanlı şair Solon'dur.Solon'un gösterdiği kaynak ise Mısır'da bulunduğu dönemde tanıştığı Mısırlı bir keşiştir ve Keşiş'e göre Atlantis 'e ilişkin olaylar M.Ö. 9000 yılında gerçekleşmiştir.Plutarkhos'a göre Sais şehrinde Solon'a ders veren rahibin adı Sonchis idi.İskenderiyeli Clemens'e göre bu aynı zamanda Pythagoras'a ders veren Mısırlı rahibin adıdır.Platon'un hem Kritias, hem de Solon'la akrabalığı vardı. Ayrıca,kendisi de Mısır'ı ziyaret ederek birkaç yıl kalmış ve inisiye olmuştu.Onun için, bazı Atlantologlar onun Atlantis konusunu yazmadan önce, bu konuda bilgileri topladığı fikrindeler. Platon(eflatun)'a göre bu kıta çok zengindi ve soylu insanlar tarafından yönetiliyordu. Bir felaket sonucu okyanusun sularına gömülmüştü.
Kur'an'da "Ad kavmi" diye de geçer, Ad-land; Ad Ülkesi demektir. Kimi araştırmacılar İbranice’deki, ilk insanı belirten ve adama sözcüğünden gelen "Adem", Sanskrit dilinde “ilk, başlama” anlamına gelen ve Aryenler’in ilk konuşan insan türüne verdikleri ad olan "Ad-i", Frigler’in "Attis", Kafkasyalılar’ın "Adige", Polinezyada’daki "atea", Truva öyküsündeki "Ate", Aztek mitolosindeki "Atzlan" (ada) ve Türkçe’deki "ad", "ada", "ata" (pek çok dilde baba anlamına gelir) sözcükleri ile "Ad" kavminin adı arasında etimolojik bir bağlantı olabileceği düşünülmektedir.
James Churchward Atlantis'in efsanevi Mu uygarlığının bir kolonisi olduğunu belirtmiştir.İngiliz ordusunda görevli subay olarak Tibet'te bulunmuş,daha sonra dünyayı gezmiş ve araştırmalar yapmıştır. James Churchward 1883'de,Batı Tibet'te bir manastırda bu belgelerin en önemlilerini gün yüzüne çıkartmıştır.Tibet'te görevli olarak bulunan Churchward, eski dinlerin kökenleri hakkındaki araştırmaları doğrultusunda Tibet'teki manastırları dolaşırken,yolu Batı Tibet'te bir manastıra düşmüş ve bu manastırın,Büyük Rahipler Kardeşliğinin önde gelen üyelerinden olan baş rahibi Rishi,Churchward'a,günümüzden 15 bin yıl önce yazılmış Naacal Tabletleri ni göstermiştir.Atlantis İmparatorluğu'nun Yıkımı
III.Ramses
III. Ramses'in yazdırdığı yazılarda Atlantislilerin büyük su dairesi üzerindeki kara parçasından ve adalardan dünyanın ucundan,dokuzuncu kuşaktan geldikleri anlatılıyor.9.Kuşak da eski Mısır,Yunan ve Roma'da kullanılan coğrafi bölümlere göre 52. ila 57. Kuzey enlemleri arasında kalan bölgedir.Ünlü tarihçi Renan ise oldukça şaşırtıcı bir şekilde Mısır sanatının gençlik dönemi olmadığı iddiasında bulunarak Mısır uygarlığı ile ilgili şüphelerini şöyle dile getiriyordu:
Mısır,sanki bu ülke gençlik dönemini hiç yaşamamış gibi,daha başlangıçta olgun, yaşlı ve mitolojik ve kahramanlık çağlarından tamamen yoksun gibi görünmektedir. Mısır uygarlığının bebeklik çağı ve sanatının da kadim dönemi yoktur. Mısır uygarlığı daha o zaman olgundu.Herodot da 'Euterpe' adlı eserinde Mısır rahiplerinin yazılı tarihinin kendi zamanından 12 bin yıl öncesine kadar gittiğini belirliyor.Yani Atlantis'in batışına kadar.5400 yıl önce,Mısır'daki Siyen(Aswan) kenti tam olarak Yengeç Dönencesi'nin altına rastladığı dönemde inşa edilmiş olan Siyen Duvarları, tam güneşin gün dönümü anında, öğle vakti, güneş komple bir disk halinde bu duvarların üzerinden yansırken görülürdü. Günümüzde, Avrupa'nın bütün bilim adamları bir araya gelseler bunun bir benzerini yapamazlar diyor tarihçi Keneally Tanrının Kitabı adlı eserinde.
Amerikalı araştırmacı Robert Sarmast Platonun ünlü diyalogları Critias ve Timaeus’da ifade ettiği yaklaşık 50 fiziksel işaretten yola çıkarak çalışmalarını Kıbrıs yayı ve Levantine havzası olarak tarif edilen Doğu Akdeniz kıyılarına kaydırdı. Bölge ile ilgili olarak Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nin (NOAA) hazırlamış olduğu haritalardan ve veritabanlarından faydalanan Sarmast bu bilgilerin yeterli olmadığını görünce dünyaca ünlü Jeofizikçi Dr. John K. Hall ile işbirliğine gitti. Dr. Hall, Sarmast’a 1980'li yıllarda bir Rus petrol gemisi tarafından Doğu Akdeniz’de deniz tabanından toplanan dijital verileri iletti. NOAA ve Dr. Hall dan gelen verileri birleştiren Sarmast bölgenin 3 boyutlu ve bathymetric (derinlik ölçü birimi) haritalarını çıkarttı.Sarmast’a göre Atlantis Kıbrıs, Suriye arasında idi ve batan kıtanın en üst noktası ise bugünkü Kıbrıs’tı.Sarmast Discovery Of Atlantis isimli ünlü eserinde Atlantis’in bu bölgede olmasını güçlendiren bulguları ve nedenlerini açıkladı.Atlas Okyanusu birçok volkanik hareketlerin sık sık yer aldığı bir yerdir. 1957'de yanar dağlar eşliğinde yeni bir ada Azorların yakınlarında ortaya çıktı.526 yılında Antakya'da 250.000 kişi, 1042 yılında Tebriz, İran'da 40.000 kişi,1556'da Çin'de 830.000 kişi, 1908'de Messina, Sicilya'da 200.000 kişi,1923 Tokyo civarlarında 200.000 kişi ve 1976'da Çin'de 700.000 kişi şiddetli depremlerle hayatlarını kaybettiler.Sellere gelince Çin'de 1887'de Huang Ho nehrin taşıması en az iki milyon insanın ölümüne yol açtı.Aynı nehrin 1931'de taşması 4 milyon insanın ölümüne yol açtı.
*BUZUL ÇAĞI*
R. F. Walworth ve G. W. Sjostrom'e göre son buzul çağında su seviyesinin düşük olması Atlantis'in varlığı için yeterli bir sebeptir.Bu iki araştırmacının geniş bir araştırmaya dayanan tezlerine göre periyodik gelen zincir volkanik patlamaları dünyanın geçmişinde uzun buzul çağlar yaratmıştır.Bazı jeolojik izlere göre buzlar bütün kıtaları kaplamıştır, su seviyeler inip yükselmiştir. Halen güncelliğini kazanan ve tarafından ortaya atılan bir teze göre,Atlantis'in batması ile daha önce onun yüksek dağları tarafından engellenen sıcak Gulf Stream akıntısı Kuzey Avrupa'ya ulaşarak buzların erimesine yol açmıştı.Halen yolunda devam eden bu sıcak Avrupa'nın ısısını bulunduğu enleme rağmen ılımlı tutmaktadır. Oysa, aynı enlemde bulunan Rusya'daki şehirler çok daha soğuk iklimlere sahiptir.Kuzey Sibirya'da buzlar altında on binlerce donmuş mamut cesetleri vardır.Geçen asır sonlarında bu mamutlardan en az 20.000 çok iyi durumda fildişi çıkartılarak piyasaya sürüldüğü kaydedildi. Bu mamutların toplu bir felakete kurban oldukları ortadadır. Ani bir donmadan ölen bu mamutlardan bazılarının ağızlarında halen yemekte oldukları otlar bulunduğu görülmüştür.Karbon 14 testleri onların yaklaşık 12,000 yıl önce öldüklerini gösteriyor.Profesör Frank C. Hibben'e göre son buz çağın sonuna gelen bu devrede sadece Kuzey Amerika'da 40 milyon hayvan ölmüştü. Amerika'da Niagara şelalelerin 12.500 yıl evvel meydana geldiği hesaplanmıştır. Cordilleras Dağları yaklaşık 10,000 yıl önce meydana geldiler. Karbon 14 testlere göre şu anda Bermuda civarlarında deniz altında olan geniş bir bölgede 11,000 yıl önce sedir ormanları vardı. Aynı şekilde İngiltere’ye yakın Kuzey Denizi,İrlanda ve Grönland yakınlarında deniz diplerinde binlerce yıl önce denizin dibini boylamış ormanlar görülür.Olayların çoğu Atlantis'in batış tarihine uymaktadır.
KUTSAL KİTAPLARDA ATLANTİS
1947 yıllında,Ölü Denize yakın Kumran mağrasında bulunan rulo yazıtlar,İbrani kutsal edebiyatın en eski örneklerini oluşturur.Bulunan bir yazıta göre Nuh farklı bir fiziğe sahipti.Öyle ki,babası Lamek onun kendi oğlu olduğunu karısı Bartenoş'un yemin ve ısrarlarına rağmen inanmamıştı. Nuh'un "Bakıcılar,Kutsal Olanlar veya devler" in soyundan gelmediğini ancak meleklerden her şeyi öğrenen" büyükbabası Enok (İdris)'a danıştıktan sonra inanmıştı.
Kitab-ı Mukaddes'te (Eski Ahit ve Yeni Ahit / İncil) Enok kitabından yer yer söz edilir. Asırlardır saklanan ve kutsal metinler külliyatından çıkarılan bu kitabın iki farklı nüshası vardır, biri yakın zamanlarda bir Rus manastırında bulunarak Slavonik dilde muhafaza edilmiştir. Adı Enok'un (İdris) Sırlar Kitabıdır. Bu kitapta Enok'un Tanrı tarafından göğe kaldırıldıktan sonra cennet ve cehennem katlarında gördüklerini ve sonradan 360 kitap yazdığını anlatmaktadır.İkinci ve çok daha uzun kitap ise Enok’un Kitabıdır.Burada Nefilimlerin devler olduklarını ve tufandan önceki çöküş devrinde onların insanoğlunun yiyeceklerini tükettiklerini ve bunlar da yetmediğinde insanları yediklerini yazıyor.Bu kitapta,bu çeşit atıflar,dini çevreleri rahatsız etmişti (San Augustine Tanrının Şehri) ve bu kitabın Eski Ahit külliyatından çıkarılmasına,1772 yılında James Bruce tarafından bir Habeş manastırında bulunana dek,yüzyıllardır ortandan kayıp olmasına sebep vermişti.
AKAŞİK OKUMALARDA ATLANTİS
Doğruluk dereceleri herhangi bir bilimsel kanıtla kanıtlanmamakla birlikte,Atlantis hakkında şimdiye dek en ayrıntılı açıklamaları yapmış olan ünlü isimler,Atlantis hakkında akaşik okumalara dayalı bilgiler vermiş Edgar Cayce ve Rudolf Steiner'dir.Bir başka kaynak da Doğu'nun kadim kitaplarından Dzyan Kitabı'dır.Cayce ve Steiner,birbirlerinden bağımsız olarak yaptıkları açıklamalarda insan türünün yoğunlaşma ve katılaşma gösterek evrim geçirmiş olduğunu belirtirler ve Atlantis'te savaşan karşıt görüşteki iki gruptan uzun uzadıya bahsederler. Cayce bu iki gruptan birini Tanrı Yasası Oğulları, diğerini Belial (Satan, Şeytan, Şerr) Oğulları olarak adlandırır.Savaşlar nükleer gücü elinde bulunduran Belial Oğulları'nın lehine sonuçlanmış,manevi alanda ilerlemiş olan birinci gruptakiler ise,kıtanın batacağı kendilerine vahyedilmiş olduğundan,kendilerine bağlı olanlarla birlikte kıtadan göç etmeyi tercih etmişlerdir.