İlköğretim Haftası


Bir milletin okur - yazar oranı yüksek olursa o millet kalkınır. Okumuş ve aydın kişileri fazla olan bir millet, her alanda ilerler. Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkemizde okuma - yazma bilenlerin sayısı azdı. Pek çok yerde okul yoktu. Ülkemiz Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmıştı. Bağımsızlığını kazandıktan sonra, Atatürk’ün emriyle her tarafta okuma - yazma seferberliği başlatıldı. Okullar açıldı. Yeni Türk harfleri vatandaşlara öğretildi. Her Türk vatandaşının İlkokul öğrenimini görmesi ve tamamlaması mecburi hale getirildi.
Cumhuriyetin ilanıyla beraber eğitim - öğretim çalışmaları hızlandı. Köy, kasaba ve şehirlere okullar yapıldı. Okur - yazar sayısı gittikçe arttı. Yardımsever Türk vatandaşları da eğitim - öğretim hizmetlerinin gelişmesine yardımcı oldular.
Yakın bir zaman öncede 8 yıllık kesintisiz eğitim kabul edilerek İlkokul ve Ortaokul birleştirildi ve ilköğretim mecburi hale getirildi, İlköğretim okulu olarak adlandırıldı.
Her yıl Eylül ayının üçüncü haftası ( okulların açıldığı ilk hafta ) İlköğretim Haftası olarak kabul edilmiştir. Bu hafta boyunca okumanın önemi, okulun değeri ve kutsallığı halka anlatılır. Okumanın - yazmanın önemi, gazete, dergi, radyo ve televizyonlarda hafta boyunca anlatılmaya çalışılır. Bu konu üzerinde önemle durulur. Okulsuz yerlere okul açılmaya gayret edilir. İlköğretimin önemi anlatılır.

Önemi

İlköğretim eğitim sisteminin temel taşıdır. Bu eğitim kademesinde bireylere toplum içinde diğer üyelerle uyum içinde yaşamaları ve yaşamlarını daha iyi bir biçimde sürdürmeleri için gerekli olan temel bilgi ve beceriler kazdırılır.
İlköğretimin ilk devresini oluşturan ilkokullarda çocuklara; çağdaş bir yaşam için gerekli olan okuma-yazma, okuduğunu anlama,ana dilini doğru kullanma, temel matematik işlemlerine dayalı problemleri çözme gibi beceriler ile toplumsal yaşam kuralları öğretilir.
İlkokullarda kazandırılan bilgi ve becerilerin bir yandan bireyin hayata atıldığı zaman kendisi ve toplum için daha üretken ve verimli olmasını sağlarken diğer yandan daha ileri eğitim kademelerindeki öğrenmenin temelini oluşturur. Özellikle eğitim olanaklarının sınırlı olduğu Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde toplumdaki tüm bireylerin en azından temel bilgi ve becerilerle donanık hale getirilmesi açısından ilkokulların eğitim sistemini oluşturan diğer eğitim kurumları arasında ayrı biryeri ve önemi vardır.Bu nedenle ülkemizde Cumhuriyetin kurulmasından sonra ilkokulların yaygınlaştırılması devletin temel eğitim politikalarından biri olmuştur.
İlköğretimin ikinci devresini oluşturan orta okullar, ilkokuldan sonra üç yıllık bir eğitim süresi sonunda öğrecileri akademik, teknik ve mesleki liselere hazırlamaktır.Bu okularda öğrecilere yalnız lise eğitimi için gerekli olan temel bilgi, beceri ve yetenekler kazandırılmaktadır. Orta okullarda öğrecilere kazandırılan bilgi ve beceriler orta okuldan sonra hayata atılmayı düşünen kişiler için işe yarar nitelikte olmadığından bu okullarda eğitimin mesleki ve teknik liseler ile yükseköğretim kurumlarında sürdürmek isteyen öğrenciler devam etmektedir.
Günümüzde toplumun eğitim düzeyini yükseltmek ve ortaokulları daha işlevsel bir yapıya kavuşturmak için, bu okulların ilkokullarla birleştirilerek zorunlu eğitim süresinin sekiz yıla çıkarılmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. İlköğretim süresinin 8 yıla uzatılması, 1961 yılında Temel Eğitim Yasası ile kabul edilmekle birlikte, bu yasa gerekli şartlar sağlanamadığı için, yaklaşık 20 yıl uygulanamamıştır.
İlköğretim uygulaması ilk kez 1981-82 öğretim yılında 10 okulda başlatılmıştır. İlköğretim okullarının sayısı,1989-90 öğretim yılında 927’ye,1993-94 öğretim yılında ise 7618’e ulaşmıştır. Son yıllarda gerçekleşen bu hızlı gelişmeye karşın, Türkiye’de halen bağımsız yaklaşık 50189 ilkokul bulunduğu göz önünde bulundurulursa, ilkokulların yaklaşık %15’nin ilköğretime geçebildiği söylenebilir.
Dünya ülkelerinin yaklaşık %72’sinde zorunlu öğretim süresi 6 yılın üstünde olmasına karşın tam bir başarı elde edilememiştir. Oysa günümüz endüstrileşmiş toplumlarında, öğrencinin hayata hazır duruma gelmesi için soyut düşünebilmesi, erginlik çağı bunalımlarından kurtulması, kendi yeteneklerini tanıyarak bir mesleği bilinçli olarak seçebilmesi gerekir. Öğrenciler bu olgunluğa 5 yıllık zorunlu eğitim sonunda gelememektedirler. Bunun yanı sıra bilgi ve teknolojinin çok hızlı geliştiği çağımızda öğrencilerin temel eğitim ihtiyaçlarını 5 yılda karşılamak mümkün değildir.